Atilla KAYA

Aklım estikçe yazdığım bu biografi aslında biografiden öte anılarım gibi oldu,okumayı seven biri değilseniz bundan sonrasını okumayın sıkıcı olabilir. Babamın annemi yoldan çıkardığı Adananın Ceyhan ilçesi.Ceyhan devlet hastanesinin ilk doğan bebeği abim ilk doğuran kadını ise annemdir.

9 şubat 1961 Perşembe günü annem hamileliğinin son dönemlerindeyken babam çok sinirlendiği bir anda annemin karnına bir tekme atmış (çok yavaş vurduğunu hep söylerdi ama kadına şiddet o zamanlarda daha belirginmiş herhalde ) sanırım bu tekmeye çok sinirlenmişim ve “ben dışarı çıkacağım “ diye tutturmuşum , inatçılık bu ya çıkana kadar debelenmişim. J .Yakın çevrem bu durumdan dolayı “fırlama” kelimesini kullansa da bence çok uymuyor çünkü bütün çabalarıma rağmen dışarı çıkmam 4 saatten fazla sürmüş.

Allah razı olsun babamdan onun sayesinde en az on gün önce tanışmışım bu dünyayla.

2 yaşındayken babamın işi dolayısıyla malatyaya taşınmış ve Barguzu köyüne yerleşmişiz.Barguzu Malatyaya 7 km mesafede şehirle iç içe ama bahçelerle bezeli yaklaşık 300 haneli bir köy.Hiçbir iz olmasa da çevre kasaba ve köy isimlerine bakıldığında Türk köyü olmadığını düşündüren bir ismi var.Babamın dedesi köyün eskiden beri Müslüman türk köyü olduğunu söylermiş ama ben hep şüphe duymuşumdur.

Köyün hemen üstünden akan koca bir dere köye hayat verir o dere sayesinde her yer yemyeşil olurdu.Teze harık denilen bu dere köyün tüm çocuklarının yüzme okulu gibiydi ve her erkek çocuk yüzmeyi burada öğrenirdir.Yazın sıcak aylarının en iyi eğlencesiydi bizim için.Derenin köye 1 km mesafede üç kalas denilen kısmı vardı orada derede akımı yavaşlatan ve su birikmesini sağlayan üst üst konmuş üç tane kalas vardı derenin bu kısmı en derin yeriydi.Üç kalasta yüzebilmek için kıdemli olmak gerekirdi.Önce diğer kısımlarda yüzme öğrenilir ancak ertesi yıl burada yüzülebilirdi.

Barguzu da yaygın bir şekilde kayısı ve kiraz olmakla birlikte narenciye hariç her tür meyve ve sebze yetiştirilirdi.Kayısı çağlayken yenmeye başlar yaz gelince olgunlaşanlar kış için islim denilen odalarda veya güneşte kurutulurdu.Güneşte kurutulana gün kurusu denirdi bu şekilde kurutulanlar daha şekilsiz olurdu ama lezzeti islimde kurutulandan çok daha iyi olurdu.

İl merkezine yakın olduğu için ailelerin geçim kaynakları daha çok şehirde üretilen hizmet ve ticaretle olurdur.Bağ ve bahçelerde yetiştirilen ürünleri daha çok aileler kendileri için yetiştirirdi.Yazın bir çok sebze ve meyve kurutularak kışa hazırlanırdı.

İlk okul 4.sınıfa kadar Barguzu daki Ali Rıza Aydos İlk Okulunda okudum.Ne yazık ki bir çok şeyi unutmuşum.1.sınıftan sonra yeni binamız taşınmıştık şimdi çok ilkel olsada o zamanlar eski binamıza göre çok moderndi ve çok sevinmiştik.Soyismini hatırlamadığım Haydar Hoca vardı mekanı cennet olsun sokak sokak gezer okula gelmeyen çocukları okula getirirdi.Asla bir öğrenciye tokat attığı görülmemişti.Buna karşın diğer öğretmenlerin bazıları çok agresifti hele Nusret Hoca vardı öğrenciye öyle bir tekme atardı ki öğrenci 50-100 cm havaya kalkar rasgele yere serilirdi.

Eski hep güzel olarak anılır beklide ondan olsa gerek Barguzu yıllarım çok güzeldi hoş bir çocukluktu doğrusu.

İlkokul 4.sınıfın bitiminde Malatya merkeze taşındık ve 5.sınıfı Gazi İlk Okulunda okudum.İlkokul 4.sınıftan sonra babamın işi gereği Malatya ya taşındık ve 5.sınıfı Gazi İlkokulunda okudum.Okulumuz cumhuriyet döneminde yapılmış muhteşem bir taş binaydı öğretmenimizde Müzeyyen Hanımdı ve bana hayatımda çok yararı olacak fikirler verdi.İlk dönemler köyden gelmiş olmanın farklılığı sıkıntı yapsa da çocukluk haliyle çabuk atlatılıp adapte olmuştum.

Ortaokul yılları daha güzel yıllardı artık çocukluk yerini ergenliğe bırakmış dünyaya bakış açım değişmişti.Çok şey hatırlamasam da ortaokul aşkım Serpil,o yıllarda edindiğim kan kardeşim Aydın Subaşı ve bana matematiği sevdiren Tuncay öğretmen (adı Tuncaydı ama alışılmıştan farklı olarak bayandı ve 150 cm boyundaydı)ve okumayı sevmemi sağlayan Mustafa hocam (inanılmaz etkileyici konuşması vardı) asla unutamayacağım isimlerdir.O yıllarda tatil birkaç gün olurdu sonraki dönemde okul açılana kadar babamın yanında çalışırdım.

Ortaokul bitiminde meslek lisesi sınavlarına girmiş ve kazanmıştım ama okula başladığımda çok siyasi olduğunu ve rahat okuyamayacağımı düşünerek oraya gitmekten vazgeçip Turan Emeksiz Lisesine başladım.Sonraki yıllarda adı değiştirilip Malatya Lisesi yapılmış.Lise yıllarında siyasi kavgalar çok artmıştı can güvenliğimiz yok diyecek kadar sıkıntılı bir dönemdi.İktidardaki siyasi partiye göre polisler ve öğretmenler değişi,r ve bir önceki yıl okula hakim olan siyasi görüş kovulur karşıt görüş hakim olurdu.Bir de “naylon” denilen gurup vardı ki ben işte o guruptaydım.Üniversitede okuyan ağabeymin önerileriyle asla siyasi guruplara katılmadan devam ettim.Lise yıllarının yazlarında babamın fırınlarında çalışırdım önceleri çırak gibiydi ama sonraki yıllarda kalfalık hatta ustalık düzeyinde her işi yapmayı öğrtenmiştim.

Lise ikideyken belediye başkanı Hamit Fendoğlu (Hamido)bomba tuzaklı paketle öldürüldü ve bunun üzerine Malatya yakılıp yıkıldı.Ölüm olayı bahane edilerek aevilerin mallarına zarar verilirken yağmacılar sayesinde bir o kadarda Sünnilerin malları zarar gördü.Şimdi o senaryoların nasıl yazıldığını daha iyi algılayabiliyorum.O olay yarı tatile yakındı ve Hamido olaylarından sonra okullar açılmadı.Tatil olması güzeldi ama Malatya çok zarar gördü,insanların birbirine güveni kalmadı.

Yıl 1980 12 eylül darbesinin hemen arkası artık yeni bir yaşam ve yeni hedefler var.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine başladım.malatyadan büyük şehre gelmiş olmanın ilk acemiliği geçtikten sonra kısa sürede adapte oldum.Gerek sınıftan gerekse başka üniversitelerden arkadaşlıklar derken aile sorumluluğu olmaksızın kız peşinde koşturmalarla devam etti ilk yıl.Yılın sonunda kendime geldiğimde toplam beş dersten dördünden kalmıştım ve belikli yaz tatili telef olmuştu ders çalışmam gerkecekti.İyide aynı arkadaşlar olduğuna göre ders çalışmak çokta kolay olmayacaktı,Malatyaya gittim 3 gün dinlendim gelirken kafamıda kazıtıp geldim.Böylece akşamları dışarı çıkma tekliflerini reddetim.Neyse kazasız belsız 2.sınıfa geçtim.

Ankarada kaldığım ilk 3 yıl boyunca Hacettepede okuyan abim peygamber sabrı göstererek beni destekledi sanırım hayatımın sonuna kadar iyiliklerinin karşılığını ödeyemem.3 yılın son senesinde evlendi yengem hem çalışıp hemde bizim işlerimizi yaptı neyseki bir dönem kızkardeşim gelipte işerlini biraz olsun hafifletti her ikisininde çok ydımlarını gördüm.

4.sınıfta veterinerlik fakültesini kazanan diğer abim geldi,onla birlikte kalmadım ama her koşulda desteğini gördüm,yengem yıllarca kahrımı çekti.

Sonraki yıllar daha düzenli seyretti ve 6 yılın sonunda fakülte bitmiş ve doktor olmuştum.Pratisyen hekim olarak mecburi hizmet kurası çektim.O güne kadar bu tür şeylerde şanslıyken ne yazıkki genç bekar bir erkeğin çekebileceği en kötü yeri Mardin in Nusaybin ilçesinin Akarsu Köyü Sağlık Ocağını çektim.Eve gelip haritada bulamayınca depresyona girmiştim L

Kura çektikten sonra evi boşaltmam gerekiyordu ve boşaltırken ağlamıştım çünkü bekar eviydi ama Ankara Kalesini karşıdan gören ve Ankarada olabilecek en güzel manzaraya sahip bir çatı katıydı.

Mardinde 6 ay çalıştıktan sonra bir şekilde Ankara Gölbaşı Belediyesine tabip olarak atandım yeniden Ankara yılları başladı ve bu 1.5 yıl sürdü taaki İstanbulda asistanlık yılları başlayıncaya kadar.

Ankara beni çok çekiyor olacak ki genel cerrahi ihtisasını bitirdikten sonraki mecburi hizmet kurasını da Ankaranın Elmadağ ilçesine çektim ve 2 yıla yakın çalıştım.

Sanırım hayatımın daha doğrusu gençliğimin en güzel yılları Ankara da geçti.

1994 yılında Çillerin yaptığı devalüasyon sebebiyle zaten zorlukla geçindiğimiz Ankarada artık geçinemez olmuştuk çünkü Ankara Elmadağda muayenehane açma şansım yoktu.1995 yılında daha rahat geçinebileceğimiz Osmaniyeye tayin istedim ve orda çalışmaya başladım.

Osmaniyeye gittiğimde 2 yaşlı cerrah vardı ve her ikiside çağdaş ameliyatlar yapmıyordu ve teknolojiyi kullanmıyorlardı.Çalışan cerrahların güncel cerrahiyi takip etmemiş olmaları benim için önemli bir çıkış oldu.Hastane personelinin dahi daha önce hiç görmediği bir çok teknolojiyi kullanıyor olmam popülaritemi birden en yüksek seviyelere çıkardı.1996 yılında aranan bir cerrah olmuştum.Özellikle kapalı safra kesesi denilen ameliyat yöntemini bölgede benden başka yapan bir kişi vardı bu sayede Osmaniyeden olduğu kadar çevre illerden gelen hastaları ameliyat ediyordum.13 yıl kadar çalıştığım Osmaniyede çok değerli insanlar tanıdım çok sevdiğim insanlar oldu.

Osmaniyede çalışırken yıllar içinde yerinde duramamanın getirdiği hareketlilik sayesinde İskenderun ve Kahramanmaraşın ilk lazer merkezlerini açtım.Adanada muayenehane açtım.Yıllarca 4 iş yerini çalıştırabildim ama yasaların değişmesiyle Kahramanmaraş ve iskenderundaki merkezleri kapatmak zorunda kaldım.

2006 yılında Osmaniye ve Adanada çalışmaktan sıkıldığım için çalışacak yeni yer aradım ve İstanbulda devam etmek üzere Idea kliniğin yarısını satın aldım.

İstanbulda çalışmaya başladığımda tüm saç ekim merkezlerinde eski yöntem FUT tekniğiyle saç ekimi yapılıyordu ve ekimler her yerde hemşire ve yardımcı personeller tarafından yapılıyordu.Bense hayatım boyunca hep kendi işimi kendim yapmaya çalıştığım için saç ekimini kendim yapacak şekilde öğrenmiştim.İstanbulda saç ekimine başladım ve İstanbulda ilk defa FUE tekniğiyle saç ekimini yaptım ve saç ekiminin doktor tarafından yapılması gerektiğini düşündüğüm için her hastama her kökü kendim ektim.Her ne kadar benim dışımda sadece bir doktor saç ekimlerini kendi yapıyor olsada insanların bu konuda bilinçlenmesine önemli katkılar sağladım.

Saç ekimleri devam ederken yine İstanbulda ilk kaş ekimi,sakal ekimi,bıyık ekimi gibi uygulamaları yaptım.

5 senelik uzmanlık eğitimi süresince doyamadığım güzel İstanbul da emekli olacağım sanırım.

 

İş Hayatı Bilgileri