MİAD İŞ DÜNYASI RÖPORTAJLARI-3

MİAD Bülten’in bu haftaki konuğu, derneğimize 12 yıl emek veren kıymetli Yönetim Kurulu Üyemiz Avukat İrfan Aslan oldu.

MİAD Yönetim Kurulu Üyesi Avukat İrfan Aslan:

 

"Ülkemizin gelişmesine katkı sağlamak için çalışıyoruz."

"MİAD, son dönem gördüğüm en iyi sivil toplum kuruluşlarından biridir."

"Arabuluculuk kurumunun, hukuk sistemimize katkısı büyük olacak."

"Çek sisteminin en önemli aktörü olan bankaların dışarıda olmaması gerekiyor."

 

Röportajımızda,  İrfan Aslan’la ilgili bilgileri, ülkemizin hukuk sistemindeki sıkıntılarına getirdiği çözüm önerilerini, kuruluşunda bulunduğu Genç MİAD’daki çalışmalarını ve MİAD yönetim kurulu üyeliğine giden yolculuğunu konuştuk.

 

Sayın Aslan, öncelikli olarak bize vakit ayırdığınız için teşekkür etmek isteriz. MİAD’daki çalışmalarınız sebebiyle sizi tanıyoruz. Sizi daha yakından tanımak ve kendi sözlerinizle İrfan Aslan’ı okuyucularımıza aktarmak isteriz. İrfan Aslan kimdir?

Malatya’da 1977 yılında dünyaya geldim. Evliyim ve iki oğlum var. Hukukçu bir aileyiz, eşim de TMSF ‘de avukat. Babam ve ağabeylerim Malatya’da hafriyat ve inşaat işleri ile iştigal etmektedir. İlkokul, ortaokul ve liseyi Malatya’da bitirdim. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne 1997’de girdim ve 2001 yılında mezun oldum. Yüksek lisansımı İstanbul Üniversitesi’nde tamamladım. Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF)’nda bir süre çalıştım. Ancak, içimde hep serbest avukatlık yapmak vardı. TMSF den ayrıldım ve hayalimi gerçekleştirmeye karar verdim. 2003 yılında hemşerilerimizin de yoğun olduğu Eminönü’nde  büro açarak serbest avukatlığa başladım.2009 yılında ise Zincirlikuyu’da ki yerimize geçtik.

Her iş gibi, avukatlıkta da belirli alanlarda uzmanlaşmak, sürekli olarak bilgiye ve mesleğe yatırım yapmak elzemdir.  Zira her işi yapan değil, belirli alanlarda uzmanlaşan, gelişmeler karşısında güncel kalan ve işini iyi yapan avukatın fark yaratacağına inanıyorum. Büro olarak, Tahkim, Bankacılık Hukuku, Ticaret Hukuku, Şirketler Hukuku, İnşaat Hukuku ve İş Hukuku gibi alanlarda uzmanlaşmış durumdayız. Hele ki bir avukatın yabancı dilinin olması günümüzün olmazsa olmazıdır. Bu avantajımızı kullanarak yabancı firmalara Türkiye’de danışmanlık yapmaktayız. Yaklaşık 10 yıl öncesinde yurt dışındaki firmaların Türkiye’de yatırıma ilgilerinin fazla olduğunu görerek bu fırsatı değerlendirdik. Yabancı şirketlere özellikle, şirket birleşmeleri, şirket satın almaları ve Türkiye’de ki ihalelere katılım gibi konularda danışmanlık yapıyoruz. Portföyümüzde, Almanya, Yunanistan ve İngiltere’den birçok şirket bulunmaktadır. Şükürler olsun ki, geçen 14 yılın sonunda Aslan Hukuk ve Danışmanlık bürosu yurt içinde  ve yurt dışında birçok önemli kuruluşa hukuk alanında danışmanlık yapan ve onlara her türlü hukuki meselede çözüm üreten uzman bir büroya dönüştü.

 Türkiye’den LCW, TMSF, Birleşik Fon Bankası, Eryap Grup, Altınhas Holding, İGDAŞ, Hyt İnşaat, gibi kurum ve kuruluşlarla çalışıyoruz. Aynı zamanda MİAD’ın da avukatlığını yapıyoruz. Milletler arası özel hukukla ilgilenirken, alternatif çözüm yolları ve arabuluculuk gibi konuları da yakından takip ediyoruz. Arabuluculuk sertifikamızı aldık ve yakın bir zamanda arabuluculuk merkezimizi açacağız. İş hukuku ve tüketici sorunlarıyla alakalı konular artık arabuluculuğa gidecek.

 

Sayın Aslan, hemen hemen her çocuğun bir hayali vardır. Kimisi hâkim, kimisi polis, kimisi asker olmak ister. Avukatlık da bunlardan biridir. Hayalinizdeki meslek avukatlık mıydı?

Sizin de bahsettiğiniz gibi çocukların çeşitli hayalleri vardır. Zaman içinde hayallerine ulaşan azdır. Ben ise o konuda kendimi şanslı hissediyorum. Şu anda hayalimdeki mesleği yapıyorum. Küçüklüğümden bu yana haksızlığa karşı sessiz kalamayan ve karşı çıkan bir yapım var. Aynı zamanda bir de avukat tanıdığımız vardı. Onun kendinden emin hali anlatımındaki akıcı konuşmaları, avukatlara gıptayla bakmamı sağlamıştı. Küçüklüğümdeki hayalim avukatlıktı ve nasip oldu çok şükür.

Sayın Aslan, toplum içinde “Piyasa iyiyse hukukçulara ihtiyaç olmaz. Kötüyse hukukçuların işleri iyidir” şeklinde bir kanı yerleşmiştir. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

Bu kanı bence tamamen yanlıştır. Hukuk ve hukukçulara her dönem ihtiyaç vardır. Avukata sadece sorun baş gösterdikten sonra gidilmesi yanlış bir anlayıştır. Sorunun baş göstermemesi için tedbir almak daha önemli ve daha az maliyetlidir. Bu nedenle, herkesin bir hukuk danışmanın olması gereklidir. Hep söylerim, önleyici hekimlik gibi önleyici avukatlığın da yaygınlaşması şarttır. Bilgi en değerli şeydir ve hepimiz bilgiye değer vermek zorundayız. Piyasa meselesine gelecek olursak, hukukçunun işi sayıyla hesaplanamaz, hesaplanmamalı. Hukuk bambaşka bir kavramdır. Ancak, piyasalarda işler kötüyse ve para yoksa bundan herkes etkilenir. Mesela, müvekkillerin alacaklarını tahsil etmek için dava açar ve icra takipleri başlatırız. Alacağın tahsili için borçlunun işyerine gittiğinizde borçlunun verecek parası yoksa makinesini, eşyasını, aracını vs. alırsınız, hukuk diliyle muhafaza edersiniz. İnanın ki, bu durum bir avukat için angarya olur. Piyasa iyiyse avukatlarda iyidir.

Bizim işte işin artması, yani niceliği maalesef niteliğine etki etmiyor. Ticaret gibi değil bizim işimiz. Ayrıca davaların ve takiplerin sonuçlanma süresi de maalesef her geçen gün artıyor. Yargılamalar en az 3-4 yıl da neticeleniyor. Elinizde ki yüzlerce dosyayla yıllarca uğraşıyorsunuz ve bunların takibi için mecburen ek istihdam açmak zorunda kalıyorsunuz. Ek istihdam ise ek maliyet getiriyor.

Konuyla ilgili okuduklarımız ve gördüklerimizi, sizin sözlerinize eklediğimiz zaman, hukuk sisteminde bir şeylerin eksik veya fazla olduğunu düşünüyoruz. Bir hukukçu gözüyle konuya bakacak olursanız, hukuk sistemimizin bu hantallıktan kurtarılması için neler yapılması gerekiyor?

Hukuk sistemimizin en büyük sorunu, mahkemelere yansıyan uyuşmazlıkların gereğinden fazla olmasıdır. Ancak, bu yoğunluğu karşılayacak etkin ve hızlı bir hukuk sistemini hala oluşturamadık. Aslında, sitemde ki sorun hukuk fakültelerinden başlamakta ve yukarı doğru devam etmektedir.Mantar gibi çoğalan hukuk fakülteleri ve buradaki eğitimin kalite düşüklüğü,bilirkişilik müessesesinde ki eksikler,sürekli değişen mevzuat,hakim ve savcıların her gün artan iş yükü,hakim,savcı ve adli personel eksiği,cevabı dönmeyen müzekkereler, bir türlü tamamlanamayan dosyalar,saatlerce beklenen dosyalar, duruşma aralarının uzunluğu,duruşma süresinin kendinizi yeterince ifade etmeye yetmemesi vs….

Bunca ağır sorunun çözümü kolay olamamakla birlikte, kısa vadede öncelikle yargının üzerindeki aşırı yük hafifletilmelidir.Mahkemeler üzerinde ciddi yekun teşkil eden davalar,mesela iş hukukundan kaynaklanan davalar yada tüketici hukukundan kaynaklanan davalar vb., belirlenmeli ve bu uyuşmazlıkların dava yoluna gidilmeden önce çözümlenebilmesi için başvurulacak alternatif çözüm yolları sisteme dahil edilmelidir.Hukuk sistemimizde, bu gibi sorunların mahkemelere taşınmasını önlemeye yarayan, hukukta alternatif çözüm yolları, etkin olarak kullanılmamaktadır. Son birkaç yıldır arabuluculuk müessesesini yaygınlaştırmak için ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanunu 2012 yılında kabul edilmiş olup yasal düzenleme ile bazı uyuşmazlıklar için mecburi kılınacaktır. Avrupa ülkelerinde ve özellikle Amerika’da 1960-1970 li yıllardan buyana uygulanan arabuluculuk uygulamasıyla uyuşmazlıkların çoğu adliyeye gitmeden çözümlenmektedir. Biz çok geç kaldık. Bakın dünyanın en büyük adliyeleri Türkiye’dedir. Her şeyin en iyisi en güzeli ülkemizde olsun tabi ki ama adliye saraylarının büyüklüğü anlaşmazlıkların da çok olduğunu gösterir. Gerek insanımız gerekse de kurumlarımız yargıdaki aksaklıklar nedeniyle ciddi zaman kaybı yaşamaktadır. Dolayısıyla belirli uyuşmazlıkların arabuluculuk veya uzlaştırıcılık gibi alternatif çözüm yolları ile çözülmesi önemli bir zaman tasarrufu sağlayacaktır. Bu tür çözüm yollarının toplumsal barışa da katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Hukuk sistemimizin diğer büyük sorunu, çok fazla kanun olması ve kanunların baş döndürücü bir hızla değişmesidir. Oysa kanunların anlaşılması, sindirilmesi ve kültüre entegre olması belli bir zaman ister. Bazı konular birçok kanuna dağılmış durumda. Bunların bir an önce sadeleştirilmesi ve sistematize edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ayrıca, daha hızlı yargılama ve sonuç için yeni ihtisas mahkemelerinin oluşturulması gerekiyor. Bir mahkemenin önüne birbiri ile ilgisi olmayan farklı konulardaki ihtilaflar dava olarak geliyor. Oysaki aile mahkemeleri gibi ihtisas mahkemelerinin sayısının artırılması halinde, hâkim çok kısa sürede, bilirkişiye başvurmaksızın davaya nüfuz edebilecek ve böylece davaların sona erme süresi de kısalacaktır.

Sayın Aslan, kanunlardan bahsederken, iş dünyasını ve esnafı zor durumda bırakan çek kanunu meselesi var. Bununla ilgili görüşlerinizi de almak isteriz.

Çek, yüklü miktardaki paraların taşınmasının getireceği sorunları ortadan kaldırmak için icat edilmiş bir ödeme aracıdır. Ancak ülkemizde çek kullanımı senet gibidir. Vadeli alışverişlerde araç olarak kullanılmaktadır. Tıpkı senet gibi çek de vadesi olan bir araç haline gelmiştir. Hukuk fakültesinde kıymetli evrak hukuku derslerimizde çekte vadenin olmayacağını öğrenmiştik. Bakın pratikte gördüğümüzü aktarayım. İş hayatında mal sattığınız kişinin malı kaçırdığını, işyerini boşalttığını ve kaçtığını görüyorsunuz. Siz sadece izlemekle kalıyorsunuz ve çekin ödeme gününün gelmesini bekliyorsunuz. Oysa çekin senetten öte bir avantajının olması gerekiyor. Bunun için bir yaptırım olarak hapis cezası getirilmişti. Çekini ödeyemeyen gerçek kişi yâda şirket yetkilisi hapisle cezalandırılıyordu. Adam ödemek istese de hapiste olduğu için ödeyemiyordu. Bu durumda mağduriyetler yaşandığı görüldü. Haliyle hapis cezası kaldırılıp, ekonomik suça ekonomik ceza getirildi. Bu kez de kötü niyetli kişilerin ticaret hayatına yaşattığı olumsuzluklar gündeme geldi. Ödenmeyen çek sayısı artınca, ticaretin döngüsü bozuldu. MİAD adına hazırlamış olduğum raporda bu konuya da ayrıntıları ile değinmiş ve raporu Gümrük ve Ticaret Bakanımız Sayın Bülent Tüfenkçi’ ye sunmuştuk. Çeke hapis cezası yeniden getirildi. Çek karşılığını ödemeyince hapis yatacağını bilen biri çek düzenlerken iki kere düşünecek ve ödemeyi yapmak adına daha çok çaba sarf edecektir. Böylece, çekin itibarı geri getirilmiş oldu. Umarım, bir süre sonra yine çek mağdurları oluşmaz ve hapis cezasının kaldırılması için yeniden çaba sarf edilmez. Aslında sistemin tamamına bir çare bulunması gerekiyor. Finans sektörünün ve ticari hayatın en önemli aktörü olan bankalar, sorumluluk yönünden çek ilişkisinin yeterince içinde değiller. Bankaların çek müşterisini ayırması ve çek vereceği kişileri titizlikle incelemesi gerekiyor. Bankaların çek verilebilecek müşterilerini belirleyeceği belli kriterler ile seçmesi ve hatta  teminatların  alınması gerekiyor. Kısacası, bankaların sorumluluğu sadece zorunlu ödeme miktarı kadar olmamalı.

Borç erteletip, iflas erteletmeyi nasıl görüyorsunuz?

İflas erteleme kurumu, aslında iyi niyetli bir kurum. Uygulanırsa işlerliği olan bir kurum. Aktifi pasifinden fazla ancak dönemsel borç yükü çok olan firmalar için iflas erteleme bir nefes alma dönemi oluyor. Bazen ekonomik sebeplerle veya yanlış tercihler sebebiyle alacaklarını tahsil edemiyorlar. Alacak var ama borç döngüsünü idare edecek nakit az ve dolayısıyla zamana ihtiyaç var. Bir süre sonra çekleri ve senetleri icra takibine uğrayan firmaya alacaklılar hücum ediyor. Borçlu, malı hacizli satamıyor, gayrimenkulü hacizli satamıyor, aracını elinden çıkaramıyor veya müşterilerinden gelen parasını alamıyor. Bu durumda olanlara belli bir süre verilse rahatlıkla ödeyebilecektir. İşte bu sıkıntının giderilmesi için iflas erteleme kurumu oluşturulmuştur. Böylece, alacaklılar da paralarını rahatlıkla alacaktır. Maalesef, son dönemde fazlası ile suiistimal edildi. Artık borcunu ödemek istemeyenler de bu kuruma başvuruyorlardı. İlerideki ödemelerinden kurtulmak için yahut borcunu azaltmak için koz olarak kullananları gördük. İflas ertelemeden çıkıp da yoluna devam eden firma görmedim desem yeridir. Maalesef bu da kötüye kullanılan bir enstrüman oldu.

Bir hukukçu olarak, iflasları görüyorsunuz. Haliyle dışarıdan bir göz olarak, iflasların sebeplerini anlatabilir misiniz?

İflası şirketlerin batması olarak yorumlarsak, bunun birçok sebebi var. Aklıma ilk gelenler yöneticilerin finansal okur-yazarlığının yeterli olmaması, gelişmelere ayak uydurulamaması, gerçekçi maliyet hesabı yapılamaması, finans maliyetlerinin yüksek olması, profesyonel destek alınmaması, risk yönetme becerinsinin olmaması, kurumsallaşamama ve öngörülü olunmamasıdır.Her kesimin muzdarip olduğu sorun ise, Türkiye’de ki vadeli satış veya vadeli borçlanmalardaki çok uzun süreler.Vadeler çok uzun olduğu için nakit gereksinimi mecburen bankalardan sağlanıyor.Yani sermaye olarak bankalardan alınan krediler kullanılıyor.Bu da maliyeti fazlasıyla arttırıyor.Çünkü,her ay ciddi miktarlarda bir faiz ödeniyor.Bunun sebebi de şirketlerimizin yeterli öz sermayelerinin olmamasıdır. Bu sistemde, işler iyi olduğu zaman, nakit döndüğü zaman yada tahsilatlar zamanında yapıldığında sorun çıkmaz. Ancak piyasalar her zaman iyi olmuyor. İşler azalıp, tahsilâtlarda sorun çıkar, nakit dönmez ve banka da krediyi keserse sorunlar silsilesi başlar. Şirkette de yeterli öz sermaye ve zor zamanlar için ayrılan para olmayınca, yani yedek akçe olmayınca alacaklıları ve avukatlar kapıya dayanıyor. Bir süre sonra şirket hareket edemiyor, döngü duruyor ve şirket batıyor.

Bir diğer husus ise şirketlerin yeterince vakıf olmadıkları sektörlere ya bir ortakla yada, herkes yapıyor biz neden yapmayalım, mantığı ile alelacele yatırım yapmaları ve asıl işlerinden kazandıklarını da buraya yönlendirmelerdir. Oysa asıl işten kazanılan paralar yine aynı işe yatırılsa yâda en azından bir kısmı yedek akçe olarak ayrılsa hiçbir sorun olmayacak ve daha fazla kazanç elde edilecek. FİBA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hüsnü Özyeğin’i ziyaretimizde, kendisi de bu konuda dilinin yandığından bahsetmiş, herkesin bildiği işi yapmasını ve en yakın arkadaş dahi olsa işi yeterince bilmeyen kimselerle birlikte bir işe yatırım yapılmamasını öğütlemişti. Bir de veciz bir söz söylemişti ki hala aklımdadır, ‘‘bir işi çok iyi bildiğini iddia eden birisinin dahi, işi gerçekten bilip bilmediğini bilecek kadar bilginiz olmalıdır.’’

TOBB İstanbul Genç Girişimciler Kurulu’nda yönetim kurulu üyesiyim. Bu vesile ile hem şirketleri hem işadamlarını hem de girişimcileri yakından tahlil etme imkânı buluyoruz. Son dönemde sadece dilimize pelesenk ettiğimiz ama uygulamadığımız ‘‘inovasyon’’ yahut ‘‘ar-ge’’  kavramlarına ağırlık verilmesi gerekiyor. Maalesef, işi geliştirecek unsurlara yatırım yapılmıyor. Yaptığımız araştırmalarda belli başlı birkaç büyük şirket haricinde kimse bu konulara bütçe dahi ayırmıyor. Mesela kurumsallaşmaya, mesela insana yatırıma önem verilmiyor. Bunun için de şirketlerin ömrü uzun olmuyor. Nesiller boyu yaşayan şirketler yok maalesef.  Ya şirketin kurucusu gidince şirket batıyor ya da şirket bir sonraki kuşaktaki iktidar kavgalarına kurban gidiyor.

Sayın Aslan, biraz da MİAD’la ilgili konuşalım. MİAD’la ilk tanışmanızı ve yaptığınız çalışmaları anlatabilir misiniz?

MİAD, Malatya deyimiyle baş tacı bir dernek. MİAD son dönemde gördüğüm en iyi sivil toplum kuruluşlarından biridir. 2004 yılında Genç MİAD’ın kuruluşunda bulundum ve birçok değerli arkadaşımla birlikte Genç MİAD’ın ilk icra komitesinde yerimizi aldık. MİAD serüvenim böyle başladı ve 13 senedir de devam ediyor. Genç MİAD’ın kurulduğu zamanlarda, en önemli avantajımız sivil toplum örgütlerinin gençler için bir çalışma yapmamış olmasıydı. Mesela Genç MÜSİAD, hatırladığım kadarı ile bizden sonra kurulmuş ve tüzüğünü bizden almıştır. Sayın Yunus Akdaş başkanımızın bu konudaki vizyonunun ve gençlere verdiği önemin altını çizmek isterim. Sayın Başkanımız desteğini bizlerden hiçbir zaman esirgememiştir. Genç MİAD’ın içinde olduğum dönemde, ulusal çapta birçok organizasyon yaptık, İstanbul’daki Malatyalı girişimcileri ve üniversite öğrencilerini organize etmeye çalıştık. Önemli işadamlarıyla gençleri aynı mekânda buluşturmayı başardık ve tecrübe paylaşımları ile gençlerin ufkunu açmaya çalıştık. Öte yandan MİAD Akademi’yi faaliyete geçirdik. Eğitim konularına ağırlık verdik ve güçlü bir ekip oluşturduk. Bu ekibin yaptıkları ulusal derneklerin gençlik yapılanmalarına örnek oldu. Mesela dönemin İstanbul Ticaret Odası Başkanı’nı ziyarete gitmiştik. Özgüvenimiz yüksekti. Ticaret Odası’nın gençlik kollarını ‘‘ Genç İTO ’’ adı altında kurmaya talip olduk ve sunumunu yaptık. “TOBB’un genç girişimciler kuruluna da talibiz” dedik. O ziyaret sonrasında, kurulmakta olan TOBB İstanbul Genç Girişimciler Kurulu İcra Komitesine en fazla üye bizden seçildi. Şu anda da TOBB İstanbul Genç Girişimciler Kurulu İcra Komitesi üyesiyim ve üye kurul işlerinden sorumluyum. Gençlerin eğitilmesi, ikinci neslin MİAD’a hazırlanması ve birliktelik oluşturması amaçlanmıştı. Bunu da başardığımıza inanıyorum. Genç MİAD’da yapılan tüm işler, hedefe ulaştı.

Sayın Aslan, Malatya’yla olan irtibatınızı da öğrenmek isteriz.

 Annem, babam ve ağabeylerim Malatya’da yaşıyor. Sık sık gidiyoruz. İki üç ayda bir Malatya’dayım. Her gittiğimde Malatya’yı her alanda daha bir gelişmiş buluyorum. Kabuğunu kırmış, keyifli bir şehir görüyorum artık. Eskiden bir misafirimiz geldiğinde gezdirecek yer bulamazdık ama şimdi çok alternatif var. Malatya’ya olan sevgimden dolayı böyle gördüğümü düşünerek, bir gün eşime de sordum. Kendisi Busalı’dır. O da aynı şekilde, Malatya’nın geliştiğini söylüyor. Malumunuz olduğu üzere, uzun bir süreden sonra Malatyalı ve hukukçu bir bakanımız oldu. Kendisiyle yüz yüze görüşme imkanı da bulmuştum. Çok kıymetli bir insan. Hem Malatya’nın hem de Türkiye’nin sorunlarına fazlasıyla vakıf. Ayrıca, hem medyadan hem de Malatya ya gittiğim zaman görüyorum ki, bakanımız hep Malatya’da,  esnafla ve halkla bir arada. Kendisini takdirle izliyoruz. İnşallah, hükümette daha da çok bakanımız olur.

Sayın Aslan, bize zaman ayırdığınız için yeniden teşekkür ederek, son sözlerinizi almak isteriz.

Biraz önce girişimciliği anlatırken eksik kaldığını düşünerek birkaç kelam daha etmek isterim. Biz, girişimciliğin ilkokula kadar indirilmesi için çalışıyoruz. Girişimciliğin farkındalığını artırmak için çaba sarf ediyoruz. Girişimcilik, artık Türkiye’nin ekonomisinin olmazsa olmaz bir parçası. Artık, girişimcilik devlet tarafından teşvik ediliyor. Alt yapısı kuruldu. Finansman desteği de veriliyor. Biz de gelişen dünyaya nasıl uyum sağlanabileceğiyle ilgili gençleri bilgilendiriyoruz. Girişimcilik konusunda akademik çalışmalar da yapıyoruz. Liselerde okutulmakta olan ‘‘Girişimcilik’’ isimli kitap var onun mevzuatını yeniliyoruz. Girişimcilik ile ilgili olarak, yayın kurulunda olduğum, uluslar arası hakemli bir dergimizin de hazırlıklarını tamamladık. İnşallah, ilk sayısı Ocak ayında çıkacak. Böylece, Dünya’da bir ilki de Ticaret Üniversitesi’yle birlikte gerçekleştirmiş olacağız. ‘‘Girişimciler Liselerde’’ isimli bir programımız var. Okullarda girişimcilik dersine dersi boş olan öğretmenlerin girdiğini öğrenince, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile görüşerek liselerde pilot bir uygulama başlattık. Bu uygulama kapsamında, işadamlarını pilot okullarda girişimcilik derslerine alarak başarı ve başarısızlık hikâyelerini öğrencilerle paylaşmalarını istiyoruz ki farkındalık öğrenciyken başlasın. Üst kurul başkanımız sayın Ali Sabancı’yla sıkı bir birliktelik içerisinde eksiklikleri tamamlamaya çalışıyoruz. Ülkemizin hem gelişimine katkı sağlıyoruz, hem ekonomisine destek oluyoruz,  hem de sosyal gelişmişliği artırmaya çalışıyoruz.

Ziyaretinizden çok memnun oldum. Röportaj için sizlere teşekkür eder bu vesile ile tüm MİAD üyelerine işlerinde başarılar ve bol kazançlar dilerim.

 

RÖPORTAJ: MURAT ÇETİN

 

 

Diğer Haberler