ŞEHİRLERDE KAOSUN TEMELİ NASIL ATILIYOR?

ŞEHİRLERDE KAOSUN TEMELİ NASIL ATILIYOR?

Afet riski altındaki şehirlerimizde kentsel dönüşüm yıllardır konuşuluyor. Son yıllarda kimi yerlerde belediyelerin, kimi yerlerde -rant imkanlarına göre- özel sektör inşaat şirketlerinin katkısı ile dönüşüm projeleri gerçekleştiriliyor.

Ancak ne yazık ki, 20 yılı aşkın zamandır şehirlerin planlanması konusunda edindiğimiz tecrübeler bize, kentsel dönüşüm adı altında yapılan pek çok yanlışın gelecekte yeni bir kentsel dönüşümü yeniden zaruri kılacağını gösteriyor…

Önce İnşa Edip Sonra Planlıyoruz!

İstanbul başta olmak üzere Türkiye'deki kentlerin önce inşa edilip sonra planlaması yapılıyor. Böyle yaptığımızda zaten kaosun temelini atmış oluyoruz. İstanbul gibi büyük metropol ve şehirlerde durumun bu hale gelmesinde en büyük neden kaçak yapılaşmadır. İmar afları ile kaçak yapılaşan kentler yasal hale getirilmiştir. Sonucunda ise trafik, sosyal donatı alanları, ticari alanlar, meskun mahaller ve teknik altyapılar yetersiz kalmış,  kent yaşanabilir kent özelliğini yitirmiştir.

Sosyal adalet zedeleniyor

Ayrıca yapılaşmadaki bu çarpıklık, insanlar arasındaki sosyal adaleti zedelemektedir.

‘Nasılsa af çıkar’ beklentisi kaçak binaları sosyal zeminini oluştururken,  yollara, parklara ve diğer yaşamsal faaliyetlere yer kalmaması sonucu, facianın resmi tamamlanmaktadır.

Bugünün problemi geçmişten geliyor

İyi olan şu dur ki, kaçak yapılaşma artık yok. Ama geçmişten gelen birikimleri var. Geçmişte seçimlerde kaçak katlara göz yumulmuş, sonrada bunlara alt yapı götürülmüş.  

Peki bundan sonra ne olmalı?

Plansız büyüyen şehirlerin sorunlarına bütüncül yaklaşımlar sergilenmeli. Kentsel dönüşüm projeleri, planlı, programlı ve geleceğini yönetecek şekilde organize edilmeli.

Trafik değil, ulaşım sorunu da var

Ulaşım sorununa kalıcı çözümler getirilmeli. Özellikle İstanbul gibi dünya metropollerinde her zaman trafik sorunu vardır. Dünyanın her yerinde özel arabası ile bir yere gitmek isteyenler trafiğe katlanır fakat diğerlerinin ulaşımları için alternatif toplu ulaşım ağları vardır, bizde de olmalıdır.

Ne yazık ki kimi projelerde konut, çalışma ve sosyal donatı alanlarının yerlerinin de yanlış seçildiğini görüyoruz. İnsanlar bunların her biri için zaman, enerji ve para tüketiyor. Her biri için onlarca kilometre yol gidiyor. Doğal olarak İstanbul 7/24 kilitleniyor ve bir yerden bir yere ulaşılamıyor.

Kentsel dönüşümde kaos getiren bir diğer husus ise, yapılan binaların mimarisi ve yüksekliğine ilişkin…

Günümüzde yönetmelik çıkarmanın haricinde ülkede topyekûn bir yenilenme çalışmasına başlanmadığını görüyoruz. Yapılan pek çok projede de 20 yıl sonrasının afet konutları üretiliyor.

Bu gün Avrupa'da çok katlı binalar kentsel dönüşüm ve çöküntü noktaları haline geldi. Kulelerde evsizler yaşıyor. Modern kentli insanlar bu tip yüksek yapılardan, daha insani ve az katlı binalara doğru geçiş yapıyor.  Biz ise dünyaya ayak uydurmak yerine,  dönüşüm adı altında, 5 katlı binaları yıkıp 20 yıl sonrasının çöküntülerini oluşturuyoruz…

Üstelik iki katlı binanın sorununu bile çözemezken 20 yıl sonra 30 katlı yaşamların ve binaların sorunun nasıl çözeceğiz?

Bir de bu işin sosyal doku boyutu olduğunu unutmamalıyız.  Sovyetler Birliği zamanında barınma ihtiyacını karşılamak üzere bazı alanların zorunluluktan ortak kullanıldığı binalar yapıldı. Rusya şimdi sosyal dokuyu bozduğu için yıkmaya çalışıyor ve başaramıyor. Bu tür yapılar bizim de sosyal yapımızı bozabilir.

Dolayısıyla 20 yıl sonra bunları düşünüyor olacağız ve aynı süreci yaşayacağız.

 

Hüseyin Oflaz

Şehir ve Bölge Plancısı

 

Diğer Bloglar